30 Mayıs 2010

Yazan: admin

Kategori: Güncel Haberler

Etiketler:

Manga’nın büyük başarısı

Manga'nın  büyük başarısı
55. Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi temsil eden Manga “We could be the same” adlı parçasıyla büyük bir başarıya imza atarak ikinci oldu. Bu sonuçla Türkiye Eurovision tarihinde ilk defa ikincilik elde etti. Yarışmayı 22. sırada yarışan Almanya kazandı.
Sahneye 14′üncü sırada çıkan Manga, We Could Be The Same (Aynı Olabiliriz) isimli parçasını başarılı bir performansla sergiledi. Şarkıların seslendirilmesinin ardından yarışmaya katılan ülkelerin başkentlerine bağlantı yapılarak sonuçlar alındı. Sonuçlara göre Almanya birinci olurken, ülkemizi temsil eden Manga ise 2′nci oldu. Böylece Eurovision’da 1, 3 ve 4′üncülüğü olan Türkiye, 2′ncilik de elde etmiş oldu.

EUROVISION TARİHİNDE İLK

Öte yandan İspanya’nın temsilcisi Daniel Diges Algo Pequenito şarkısını söylerken, sahneye çıkan bir kişi korsan gösteri yaptı. Dansçıların arasına karışan kimliği belirsiz kişinin dans etmeye başlaması, izleyenleri hayrete düşürdü. Bütün ülkelerin temsilcileri şarkılarını söyledikten sonra ise İspanyol ekip, şarkılarını söylerken konsantrelerinin bozulduğu gerekçesiyle bir kez daha sahneye çıktı.

04 Ocak 2010

Yazan: admin

Kategori: Ekonomi-Finans

Etiketler:

Enis Berberoğlu ve Bilgisiz Yazısı

Bu aksamki yazimizin konusu Hurriyet’in attigi gerizekali “Borsa’dan 3.5 milyar dolar kacti” baslik olacakti. Borsada yabancilarin payi $70 milyar olduguna gore ve bizim borsada iki gun icerisinde %5 dustugune gore yabancilarin sahip oldugu hisselerin degeride yaklasik olarak ($70*0.05=$3.5) $3.5 milyar azalmis olmaliydi. Hurriyet yabancilarin sahip oldugu hisselerin deger kaybetmesini “3.5 milyar dolarin kacmasi” seklinde kamuoyuna duyurarak milleti gaza getirmeye calisiyor. Acaba yabancilarin sahip oldugu gayrimenkullerin degeri %5 azalsa idi “Yabancilar sirtlarina tuglalari yuklediler, ulkelerine kaciriyorlar” basligini mi atacaklardi cok merak ediyorum. Turkiye’de 6 milyar dolar gayrimenkule sahip yabancilar 300 milyon dolar degerinde tuglayi ulkelerine kacirirken gumruk memurlari tarafindan suc ustu yakalandi diye de devam ederdi haberleri herhalde.

Neyse yukarida bahsettigimiz konu ile ilgili haberi okurken birden haberin icerisinde “uzman” goruslerine yer verildigini farkettik. En buyuk puntoyla Yigit Bulut’un adi yaziyordu, uzmanlik kimlere kalmis. Neyse Yigit Bulut’u gormezden gelip, Enis Berberoglu’nun goruslerini okumaya koyulduk. Ben sahsen Enis Berberoglu’nun yazilarini simdiye kadar hic okumadim, hayal meyal CNN’de Para Metre diye bir program hazirladigini hatirliyorum ama dikkate aldigim yazarlar arasinda olmadigini belirtmeliyim. Bu yazida da “uzman” olarak bize sunulmasa gidip yazilarini okuyacagim yoktu. Neyse okumus bulunduk, ona gore degerlendirmemizi yapalim.

Enis Berberoglu sozlerine “Ne yazikki küresel türbülanstan Türkiye daha çok etkilendi. Bu gelişmelerde yaklaşan iki seçim ve cari açık önemli.” cumleleriyle baslamis, soylediklerinin devamini okuma geregi bile duymadim. Analize gecelim.

Turkce’de cok kelimesi miktar ifade eder, ote yandan “daha” kelimesi ise en azindan iki seyi kiyaslamak icin kullanilir. Ornegin Ali’nin parasi Mehmet’in parasindan daha coktur dediginiz zaman eger Mehmet’in 50 lirasi var ise bu Ali’nin en azindan 51 lirasi vardir anlami cikar. Kuresel turbulanstan kastedilen ise dunya capinda borsalarin deger kaybetmesidir. Etkilenmekten kastedilen ise duygusal etkilenme degil, yuzdesel olarak borsalarin deger yitirmesidir. Demek ki Enis Berberoglu ilk cumlesinde IMKB’deki dususun tum dunyada borsalarinda gerceklesenden daha buyuk oldugunu belirtiyor.

Cin borsasi %10′a yakin deger kaybetti, Brezilya borsasi 3000 puan kaybetti ki bu %7′e yakin bir dususe karsilik geliyor. Hint Borsasi bizim gibi %5, Alman ve Fransiz Borsalari %4, Amerikan borsasi ise %3.5 deger yitirdi. Eger Berberoglu dolar bazinda dususleri kastediyorsa Amerikan hisse senetleri bir gunde $500 milyar deger kaybetti ki bunu kastetmiyor demektir. Ayrica Amerikan borsasinda gordugumuz dusus son 5 yilin en buyuk bir gunluk kaybi, oysa Turk borsasi buna benzer kayiplari hem de ust uste gecen Mayis ve Haziran aylarinda yasamisti. Goreceginiz uzere bu turbulanstan en cok etkilenen biz degiliz. Hatta normalde Amerikan borsasi 1 duserken bizim 3 dustugumuzu goz onune alirsaniz aslinda bizim bu isten en az kayipla ayrilan borsalarin basinda geldigimizi farkedersiniz.

Enis Berberoglu bu yasadigimiz dususu cari aciga baglamis; dogru tabii Cin dunyanin en buyuk cari acigini veriyor degil mi, ya Brezilya? Baris’in aradigi papagan’i buldum galiba. Bu arada yabancilar Turkiye’de bu yil iki tane secim olacagini daha yeni ogrendiler herhalde, gercekten surpriz oldu, keske daha once haber verseydik adamlara.

Neticede ben Enis Berberoglu’nun yalanci oldugunu dusunmuyorum, hala gecen Mayis ayinda ezberledigi yorumlari soyledigine gore, ve bu yorumlarin “dam ustunde saksagan, vur beline kazmayi” ifadesiyle birebir ortustugunu farketmedigine gore embesil olma olasiligi yalanci olma olasiligindan daha yuksektir diye dusunuyorum.

Bu arada Amerika’da bir yazar var Sine Ulgorebreb adinda, o Dow Jones’un 400 puandan fazla deger kaybetmesini su sozlerle acikliyor: “Yabanci yatirimcilar bir gunde 500 milyar dolari yurtdisina kacirdi, en cok biz etkilendik. Borsanin dusmesinin sebebi yaklasan secimlerin belirsizligi ve Amerika’nin 800 milyar dolarlik cari acigidir”. Ne kadar da dogru soyluyor!

04 Ocak 2010

Yazan: admin

Kategori: Ekonomi-Finans

Etiketler:

Finansal Kriz ve Medya

Medya’nin neyin haber olacagi neyin haber olmayacagi yonunde cesitli egilimleri var. Insanlarin merakini uyandirmak ve gazete almaya veya daha cok televizyon seyretmeye sevketmek icin kotu haberleri ya abartarak halka yansitma yontemini secerler ya da kotu haberleri daha cok on plana cikararak. Biz de Ekonomi Turk olarak genelde hukumet karsiti, kriz cikti cikacak, cari acik cok tehlikeli, doviz krizinin eli kulagindadir, borsa batti batacak seklindeki haberleri yayinlasaydik belki de daha cok ziyaretcimiz olacakti.

Biz ise gordugumuzu gordugumuz sekilde yorumlama yolunu sectik. Bundan 3 hafta once global finans piyasalarini aniden sarsan krizin ardindan hem bizim medyamiz hem de yabanci medya kelimenin tam anlamiyla yaygarayi kopartti. Tam bir hafta once S&P 500 endeksi krizin hemen oncesindeki 1449 degerinden 1364 degerine kadar geriledi. Buna diyecek bir seyimiz yok, finansal piyasalar kisa vadede oynaklik gosterir, bir gun karamsardir bir gun iyimser. Bizim laf soyledigimiz borsa dibe vurdugu zaman medyada kriz davullarinin calinmasidir. Insanlari korkutarak tirajlarini arttirmaktir asil mesele.

Bugun S&P 500 endeksi 1435 puandan kapatti. Bir hafta icerisinde %5′e yakin deger kazandi ve kriz oncesindeki seviyesinin sadece %1 altindaki bir seviyeye geldi. Medya bu duruma ayni ilgiyi gosterecek mi dersiniz. Zannetmiyorum.

Neyse onemli degil, biz buradan haber yapalim o zaman. Dunya borsalari Subat sonunda baslayan krizde kaybettikleri degerin cogunlugunu geri kazandilar. Amerikan borsalari bir haftada 500 milyar dolar deger kazandi. Turkiye borsalarindan “kacan” yabancilarin paralari da sihirli bir sekilde geri gelmeye basladi. Enis Berberoglu’na duyurulur, o bu islerin hesabini herkesten iyi biliyor ya.

Ote yandan kriz uzerine yeni bir kriz mi geliyor basligi atan Hurriyet gazetesine soyleyecek bir sey bulamiyorum. Bir dakika, bir dakika, buldum. Amerika’da basi koparilan iki tavugun yarismasinin videosunu cekmisler, “dunya gazetelerinde ilk defa” basliginda hemen ana sayfadan yayinlasinlar; hatta anket yapsinlar ve hangi tavugun yarismayi kazanacagini okurlarina sorsunlar. Bu arada Galatasarayli Arda “Erdogan Cankaya’ya cikacak mi?” anketine ne cevap vermis merak ediyorsaniz Hurriyet’in bu haberinden ogrenebilirsiniz. Nefesimi tuttum anketin sonucunu bekliyorum!!

04 Ocak 2010

Yazan: admin

Kategori: Ekonomi-Finans

Etiketler:

Son numara

Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliklerine ilişkin paketin referanduma sunulmasına geçit veren son kararı ile biraz şoke olan anti AKP cephesinin bu konuda geliştirdiği son numarayı Enis Berberoğlu’nun bugünkü yazısını okuyunca öğrendim. Biz demokrasilerde çareler tükenmez diye bilirdik, meğer quasi-demokrasilerde(¹) de çareler tükenmiyormuş. Berberoğlu’nun ve de kendisine kılavuz olarak aldığı Galatasaray Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Anayasa Hukukçusu Prof. Necmi Yüzbaşıoğlu’nun iddiasına göre, bir yasama döneminde sonuçlandırılmayan kanunlar kadük olacağı için anayasa değişiklikleri referanduma sunulamazmış. Dolayısıyla eğer Türkiye’de gerçekten hukuk var ise YSK’nın (Yüksek Seçim Kurulu) referandumun yapılamayacağına karar vermesi gerekirmiş.

Ben Anayasa’nın neresinde böyle bir şey yazıyor diye epey bir baktım ama bulamadım. Sonunda Vatan Gazetesi’ndeki şu haberden bunun Anayasa’ya değil TBMM İçtüzügü’ndeki bir maddeye dayandırıldığını anladım. Bu konunun öyle hukuksal açıdan açık bir durum olmadığını da öğrendim. Bir kere burada anti AKP cephesinin vardığı sonuca varmanız için TBMM İçtüzüğü’nü Anayasa’nın üzerine koymanız gerekiyor. Ayrıca TBMM’de görüşmesi bitmiş ama yürürlüğe girmesi referanduma kalmış bir kanunun kadük olarak kabul edilip edilemeyeceği de çok açık değil.

Anti AKP cephesinin bu son numarasını öğrenince benim sadece ağzım açık kaldı. Fakat öyle tahmin ediyorum ki YSK üyelerinin başından aşağı kaynar sular dökülmüş olmalı. 367 kararından önce Anayasa Mahkemesi’nin nasıl tehdit edildiğini hep beraber gördük. O tehdide boyun eğen Anayasa Mahkemesi son kararıyla durumu 1-1′e getirmeye çalıştıysa da yıpranmaktan kurtulamadı. Şimdi benzer tehditlerin YSK’ya yöneleceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Belki de bu yüzden olacak bugün YSK’dan 21 Ekim’de yapılacak referandum hazırlıklarının başladığına dair bir haber basına uçuruldu. Fakat bu iş anti AKP cephesinin kafasına bir yatarsa, bu haber YSK’yı baskıdan kolay kolay kurtaramaz.

Bu arada yukarıda sözünü ettiğim Vatan Gazetesi’ndeki haberden cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda da işlerin epey karışık olduğunu anladım. Herkes 22 Temmuz seçimleri sonrasında kurulacak yeni meclisin ilk işinin yeni cumhurbaşkanını seçmek olacağını sanıyordu. Meğerse Anayasa’da bu konuda da açık bir hüküm yokmuş. Sanırım 1982′de Anayasa’yı yazanlar bu kadar kolaylaştırıcı unsurla cumhurbaşkanının seçilmesinin garanti olduğunu düşünmüş, birgün birilerinin 367 gibi bir hokkabazlığı icat edip bu seçimi imkansız hale getireceğine pek ihtimal vermemişlerdi. O yüzden de cumhurbaşkanını seçemeyen meclis dağılır hükmünü zorlayıcı bir unsur olarak Anayasa’ya koymakla beraber, yeni seçilecek meclisin ilk işi cumhurbaşkanını seçmektir diye bir hüküm koyma gereğini duymamışlardı. Herneyse, şimdi Anayasa’da bu yönde açık bir hüküm bulunmadığını görenler yeni meclisin 21 Ekim’e kadar top çevirerek yeni cumhurbaşkanını seçmek için referandumun sonucunu bekleyebileceğini öne sürüyor. Beni bu haberde en çok eğlendiren kısım ise bu şekilde Recep Tayyip Erdoğan’a cumhurbaşkanlığı yolunun açılacağını düşünerek titreyen anti AKP cephesinden Sabih Kanadoğlu’nun “Kimse şeytanın aklıma gelmeyecek şeyleri aramasın” şeklindeki açıklaması oldu. Yine şeytanın aklına gelmeyecek bir şey olan şu 367 numarasını icat edip de işlerin bugünkü noktaya gelmesine vesile olan kimdi peki hatırlayanınız oldu mu? Kanadoğlu’nun cümlesindeki imla hatasına da ayrıca dikkat edin.

04 Ocak 2010

Yazan: admin

Kategori: Ekonomi-Finans

Etiketler:

Fiyat kısıtlaması

Elinizde ikinci el bir araba olsun. Piyasa değeri de 3,000 YTL olsun. Normal şartlarda, ikinci el piyasasında bu ücreti ödeyecek birini bulup bu arabayı satabilirsiniz. Birinci el araç piyasasına göre elinize oldukça cüzi bir para geçecektir. Elinizdeki ikinci el aracı satıp bu para ile birinci el piyasasından yeni bir araba almayı düşünmüşseniz planlarınızı yeniden gözden geçirmeniz gerekir. Zaten aklı başında kimse bu şekilde bir plan yapmaz. Diğer yandan ikinci el piyasada belirlenecek fiyat aracın modeline, markasına, motor hacmine, ne kadar ve nasıl kullanıldığına, kaza geçirip geçirmediğine göre değişecektir. Ancak zaten biz baştan piyasa değeri 3,000 YTL diyerek bütün bu faktörleri tek bir fiyatın içinde zımni olarak ifade ettik.

Şimdi hükümetin ikinci el piyasasındaki 3,000 YTL fiyatın birinci el piyasasına göre oldukça düşük olduğu gerçeğini dikkate alarak, ikinci el araba piyasasında satılan arabalara 5,000 YTL’den az ücret ödenmesini yasakladığını düşünün. Karşınızda iki seçenek vardır: Birincisi ya aracınıza 3,000 YTL ödemeyi kabul edecek birini bulup gizli bir şekilde bu işi gerçekleştirmek, ya da resmi anlaşmada 5,000 YTL gibi fiyat gösterip tahsilatı 3,000 YTL üzerinden yapmak. Diğer seçeneğiniz ise bu aracınıza 5,000 YTL ödemeyi kabul edecek bir enayi bulmak. Yoksa araba elinizde kalacaktır.

Kalkıp size birisi hükümetin bu düzenlemeyi sizin iyiliğiniz için yaptığını ve bu düzenleme sayesinde sizi koruduğunu söylese o kişi döver misiniz sabaha mı saklarsınız bilmiyorum.

Yukarıdaki örnek istihdam piyasasına uygulandığında, asgari ücret düzenlemesinin neden kaçak işçi çalıştırmayı özendirdiği ve aynı zamanda nasıl işsizliğe neden olduğu gayet güzel anlaşılıyor. Vasıfsız ve kalifiye olmayan ama çalışmak isteyen kişilerin oluşturduğu istihdam piyasası ikinci el araba piyasasından farksızdır. Eğer asgari ücret düzeyinde bir emeğiniz yoksa kaçak çalışmaktan ya da size emeğinizin karşılığının daha fazlasını ödeyecek bir enayi bulmaktan başka seçeneğiniz yoktur. Sonra da asgari ücret uygulamasının işçileri koruduğunu anlatan masallara artık nerenizle gülersiniz bilmiyorum.

04 Ocak 2010

Yazan: admin

Kategori: Ekonomi-Finans

Etiketler:

Su Yazıdaki Yanlışların bulun…

ygulanan politikalar, faizi yükselterek döviz girişini sürdürmeyi hedef alıyor.

Bu politikaların olumsuz yanları ile ilgili olarak iktisatçı Mustafa Sönmez’in bir değerlemesi var.

Mustafa Sönmez diyor ki, mayıs-haziran dalgalanmasının ardından iç borçlanmada faizleri tırmanışa geçti… Gösterge niteliğindeki iç borçlanma faizinin iki ayda 5 puan arttırılmasının nedeni, TL’den dövize kaçış tehlikesinin önlenmesi…. Sıcak para, yüksek faizlerle geri dönmektedir ama yüksek faiz hem bütçenin faiz giderleri hem de özel sektörün dış borçlanma riskini büyütmektedir.

Dalgalanma öncesi … toplam bütçe harcamalarında yüzde 28 payı olan faizin, mayıs ayında… payını 1 puan artırdığı, ağustosa gelindiğinde ise … bütçedeki payının da yüzde 30′lara dayandığı görülüyor.

Faizin bütçe içindeki yükü artınca, Maliye yeni vergi kaynakları arayışına yöneliyor. Şu günlerde gündeme gelen yeni vergi paketi yüksek faiz afyonunun bedeli nereden, yüksek faizin faturasını ödemeyi hedefliyor. (OLAYLARIN İÇİNDEN / Tevfik Güngör)

Ben sadece 3 tane yanlis buldum (neyse ki yazan bir ekonomist, yoksa daha fazla yanlis olabilirdi), baska bulan varsa soylesin.

Birinci Yanlis: “Gösterge niteliğindeki iç borçlanma faizi iki ayda 5 puan arttırıldi” derken Mustafa Bey’in dili surcmus herhalde. Arttirilan MB’nin gecelik faizi.

Hazine tahvilleri uzun vadeli yatirim araclaridir (Turkiye’de uzun vadenin tanimi 1.5 senedir). Bu faizlerin seviyesini piyasa belirler. Diger bir deyisle,Hazine piyasanin karsisina elinde silahla cikip bana su faizle su kadar para vereceksin, yoksa vururum seni diyemez (gelecek secimde CHP basa gelirse belki bu sistemi uygulayip faizleri indirmeyi basarir). Hazine tahvilleri icin ihale acilir, piyasadaki oyunculardan teklif alinir, herkes hangi faiz ile ne kadar tahvil almak istediklerini Hazine’ye bildirir. Hazine, kendi borclanma programina gore bir borclanma miktari (veya faizi) belirler, ona uygun teklifleri kabul eder. Ne kadar cok borcunuz varsa dondurmeniz gereken, o kadar kotu teklifleri kabul etmek zorunda kalirsiniz. Ekonomideki en eski kurallardan biri arz-talep iliskisidir. Ne kadar cok (borclanma) talebiniz varsa faizler o kadar yuksek olur. Eger son 4 sene reel faizler %40′lardan %10′lara dusmusse bunda butce aciginin (yani borclanma ihtiyacinin) azaltilmasinin buyuk etkisi olmustur.

Merkez Bankasi ise kisa vadeli (gecelik) faiz oranlarini belirler, borclanma faizlerini degil. Bildigim kadari ile MB (henuz) gecelik bono cikarmiyor. Sicak paracilar da MB’na para yatirmak icin gelmiyorlar.

Peki gecelik faizler, borclanma faizlerini etkiler mi?

Son iki ayda enflasyon beklentilerindeki artisa paralel olarak (12 aylik beklentilerde artis 3 puana yakindi) MB gecelik faiz oranlarini 4.25 (yillik bazda 4.95) puan arttirdi. Yani reel faizi aslinda 2 (IKI) puan arttirmis oldu. Ayni donemde Hazine faizleri 4.95 degil, 8 puan artti.

Mayis ayinda MB’nin gecelik faizi (yillik bazda) %14.2 iken uzun vadeli faizler 13 civarindaydi. Simdi gecelik faiz %19.1, gosterge faizi %22′ye yakin.

Eger bu rakamlarin birbirinden farkli oldugunu gorebiliyorsaniz Mustafa Bey’in bir adim onune gectiniz demektir. Eger MB gecelik faizlerle oynamasaydi ve %14.2′de biraksaydi bile, uzun vadeli faizler dusmezdi diyorsaniz iki adim ondesiniz. Hatta daha ileri gidip bu durumda uzun vadeli faizlerin %22′lerin daha da ustune cikacagini soylerseniz (cunku enflasyon egiliminin yukseldigi yerde yerinden oynamayan MB, atesle oynuyordur, MB ‘ni yonetenlerin akil sagligindan suphe edilmeye baslanir, tahmin edeceginizi uzere bu da piyasalari tedirgin eder) arayi epey acmissinizdir.

Uzun vadeli faizler, MB’nin gecelik faizinden 3 puan yukaridaysa, hala nasil bir insan “tahvil faizlerini MB yukseltti” diyebilir benim aklim ermiyor.

[EK: Bir cok insan, Mustafa Bey dahil, zannediyor ki devlet aslinda dusuk faiz ile borclanabilir, ama sicak para gelsin diye bile bile faizleri yukseltiyor. Bakiniz, devleti ve milleti ile bolunmez bir butun olan ulkemiz hep birlikte 90li yillarda kredi kartini limitine kadar kullandik, hatta astik. O yuzden ancak yuksek faiz ile borc bulabiliyoruz. Ne zaman borclarimizi azaltiriz, o zaman faizler duser. Devleti yuksek faiz ile suclamayi biliyorsunuz da kredi karti borcu tavana ulasmis vatandasi niye suclamiyorsunuz yuksek faiz politikasi uyguluyor diye!]

Ikinci Hata: Faizin butcedeki payi dalgalanma oncesi %28 iken tam tamina iki puan yuksekip %30 olmus. Bunun da sebebi faizlerin artmasi imis.

Biraz sabredin birader, daha yuksek faizin etkisinin gozukmesi icin erken. Faizlerin yukselmesi butceyi oyle hemen etkilemez. Bekleyin biraz daha. Eger Mustafa bey, Hazine’nin Kamu Borc Yonetim Raporu’nu okusaydi gorecekti ki TL cinsi ic borc stokunun Mayis ayinda Macaulay suresi 9.5 ay idi. Borc stokunun suresi demek ne demek? “Borç stokunun süresi stokun olasi bir faiz degisiminden etkilenecegi süreyi göstermektedir.” (sayfa 77). Bir alti ay daha disinizi sıkın.

Hem oyle faiz odemeleri maas odemelerine benzemez. [Yani her ay duzenli olmaz. 100 bin lira borcunuz var. Aylik faiz %5'den her ay 5 bin odemezsiniz. %6'ya cikti diye sizin aylik odemeleriniz 5 binden 6 bine cikmaz. Her ay hangi tahvilin vadesi geldiyse onu odersiniz.] Bakin Mart ayinda Gungor Uras ne guzel anlatmis:

Buna karşılık ocak ayında Maliye daha az faiz ödedi. Borç küçüldü, faiz düştü de ondan mı? Hayır… Faiz ödemeleri her ay eşit yük getirmiyor. Özellikle iç borcun ödeme ve faiz dönemleri aylar arasında birbirine kayıyor. Geçen ocak ayında Hazine (iç-dış) 5.2 milyar YTL faiz ödemişken bu yıl 2.2 milyar YTL ödedi…Ocak ayında Hazine’nin iç borç faiz ödemesi 1.4 milyar oldu ama, mart ayında Hazine 5.9 milyar YTL faiz ödeyecek.Halka gerçeği anlatalım. Halkı ( ve Sayın Başbakan’ımızı ) gerçek dışı bilgilerle “uyutmayalım”…

Tabii o yazida niyet baska idi. Ilk ay faiz harcamalari dusuk cikinca kose yazarlarimiz panikledi, sebebini anlatmaya calisiyorlardi. Ama “uyutmayalim” ikazi sanki bugun icin yapilmis!

Bu arada bir kucuk not daha: 2005′de faiz odemeleri butcenin %32’si idi. 2004 yilinda %40, 2003′de %42, 2002′de %45, 2001′de %52. Yaa nereden nereye!

Ucuncu Hata: Mustafa Bey’in Özel İdareler ve Belediye Gelirleri Kanunu Tasarı Taslağı’nda yer alan vergi artislarini ozetlemis ve bu artislarin sebebi olarak da “Faizin bütçe içindeki yükü artınca, Maliye yeni vergi kaynakları arayışına yöneliyor” demis.

Ne diyeyim aferin Kemal Unakitan’a. Nasil da “babalar” gibi odetiyor Hazine’nin borcunu belediyelere. Bir de su dis borcumuzu kasla goz arasinda Yunanistan’a aktarsa isimiz is. Sen cok yasa Kemal Bey!

Son soz: Okuyucu mektuplarina dikkat edin. Ne cikacagi belli olmaz.

04 Ocak 2010

Yazan: admin

Kategori: Ekonomi-Finans

Etiketler:

Güngör Uras

Gecen gun okurlarimin tanistirdigi Gungor Uras’in yeni yazisini okudum. Bazi noktalari anlamamis, nasil oluyor diye sormus. Once yazinin ilk paragrafini asagiya alayim:

2006 yılı ocak-ağustos arasında (8 ayda) halkımız, iç borç kâğıtlarına para bağlayan yerlilere ve yabancılara tam 108 milyar YTL anapara ve faiz ödemesi yaptı. Bu ödemeye rağmen, yıl başında 244 milyar YTL olan iç borç stoku 251 milyar YTL’ye çıktı. Nasıl olur böyle bir şey? Sekiz ayda borç stokunun yüzde 43′ü kadar para ödeniyor. Stok azalmıyor, artıyor. Cevap: Çünkü faiz çok yüksek

Gungor Bey, lisede edebiyati secmis galiba. Neyse onemli degil, hepimiz birbirimizin eksiklerini tamamlayacagiz. Oncelikle kullandigi rakamlar olcmek istedigi kavramlari ifade eden rakamlar degil. Borcun topluma maliyetini olcmek istiyorsaniz yapilan anapara odemelerine bakmazsiniz. Carpici bir ornek vereyim. Diyelim ki bir banka buldunuz, size 1 ay vadeli yuzde SIFIR faizle kredi verdi ve siz de $10,000 borclandiniz. (Amerika’da eger kredi puaniniz iyiyse bankalar genelde size promosyon amacli bu tur firsatlar sunuyorlar). Bir ay sonunda baska bir bankadan ayni kosullarda $10,000 kredi alarak ilk bankadan aldiginiz krediyi odediniz. Boylece borcunuzu 1 ay icin cevirmis oldunuz. Ikinci ayin sonunda ucuncu bir bankadan ayni miktarda ayni kosullarda kredi buldunuz. Ve bu prosesi 12 ay devam ettirdiniz diyelim.

Simdi bu ornekte verdigimiz durumu analiz edelim:
Soru 1: Bu borcu almakla iyi mi yaptik kotu mu? Cevap: Iyi yaptik cunku bu paradan elde edecegimiz getiri (%3 senelik faiz) bu paranin maliyetinden (SIFIR) daha yuksek. Kredi faizinin %3′un altinda oldugu tum durumlar icin bu sonucumuz gecerli.

Sonuc 1: Onemli olan borc miktari degil, bunun maliyeti ve getirisi. Eger Turkiye aldigi borclari uretken alanlarda kullaniyorsa iyi yapmistir. Yok, findikcilara, tekstilcilere vs. dagittiysa iyi yaptigi soylenemez.

Soru 2: Bir yil boyunca ne kadar anapara ve faiz odemesi yaptik? Bir yil boyunca 11 kez anapara ve faiz odemesi yaptik ve toplamda $110,000 odedik. Yani borcumuzun 11 kati odeme yaptik. Neticede Gungor Bey’in de yorumladigi gibi o kadar odeme yapmamiza ragmen borcumuz azalmamis bile.

Sonuc 2: Yapilan toplam anapara odemesinin borcluluk seviyemizle veya bunun yukuyle bir alakasi yoktur. Onemli olan odedigimiz faiz rakamidir. O yuzden bizim yilin ilk 8 ayi odedigimiz
108 milyar YTL rakami anlamsiz bir rakamdir.

Soru 3: Peki yapilan toplam odeme rakami anlamsizsa hangi rakama bakmamiz lazim? Bakmamiz gereken rakam odedigimiz faiz rakami ve buna paralel olarak ic borc konusunu irdeledigimiz icin enflasyon oranlari.

Sonuc: Ornegimizde odedigimiz toplam faiz miktari SIFIR oldugu icin aldigimiz krediyle ilgili dogru sonuclara bu rakama bakarak ulasiyoruz. Bize yuku yoksa veya getirisi maliyetinden buyukse her zaman borc almak borc almamaktan daha iyidir.

Simdi verdigimiz ornekten Turkiye gerceklerine donelim ve yilin ilk sekiz ayindaki ic borc resmini yorumlayalim. Yilin ilk sekiz ayinda 252 milyar YTL’ye yukselen ic borcumuza toplam 29 milyar YTL faiz odemisiz. Ic borcumuz da 7.1 milyar YTL artmis. Bu iyi mi kotu mu? Buna cevap verebilmemiz icin bir rakama daha ihtiyacimiz var: enflasyon rakami. Yilin ilk 8 ayinda enflasyon orani %6.5 oraninda gerceklesti. Enflasyonun hedeflerin uzerinde olmasi vatandas icin kotu ama borc stokunun reel degeri acisindan iyi. Enflasyon vatandastan, bono sahiplerinden alinan dolayli bir vergidir. Yani biz yilin ilk 8 ayinda baslangicta 245 milyar YTL olan ic borcumuzdan %6.5 oraninda enflasyon vergisi almisiz. Bu miktar yaklasik olarak 15.9 milyar YTL’ye karsilik geliyor. Yani borcumuz nominal olarak 7.1 milyar YTL artmasina ragmen reel olarak 8.8 milyar YTL (15.9-7.1=8.8) dusmustur.

Konuya cok hakim olmayan kisiler borc rakamlarini analiz ederken enflasyon etkisini goz ardi ediyorlar. Unutmayalim ki para her zaman enflasyon yuzunden deger kaybediyor. Gecen senenin 245 milyar YTL borcu bu senenin 261 YTL borcuna esit, simdiki borcumuz 252 milyar YTL oldugu icin reel olarak borcumuzun azaldigini soyleyebiliyoruz.

Ama yine de borc rakamlari beni tatmin etmiyor. Benim gormekten mutluluk duyacagim sonuc bu sene harcamalarin %14 yerine %7 gibi bir oranda artmasi ve neticede butce fazlasi vererek borc stokumuzun nominal olarak da azaldigini gormek. Hukumet gizli secim yatirimi yaptigi icin harcamalar son 3 yila nazaran cok yuksek hizlarda artiyor. Bu da butce fazlasi vermemizi geciktiriyor.

04 Ocak 2010

Yazan: admin

Kategori: Ekonomi-Finans

Etiketler:

Gungor Uras II

Gungor Uras kimdir diye google’da arama yaparken Gungor Uras’in web sitesine rastladim. Her ne kadar ulusarasi une sahip akademik dergilerde makaleleri yayinlanmamis olsa da yine de aldigi egitim ve sarfettigi emek bir kose yazarinda aranmasi gereken niteliklerin cok uzerinde.

Websitesinde Gungor Aras’in ayrica Tevfik Gungor ve Ali Riza Karduz isimlerini de kullandigini ogreniyoruz. Bakalim Tevfik Gungor ismiyle ne tur yazilar yaziyor diye gormek icin son yazdigi yaziyi okudum. Yazinin konusu “asiri degerli YTL”; Kemal Sahin isimli isadaminin tekstil yatirimlarini Misir’a kaydirdigini “kotu” bir haber olarak sunuyor ve sunu soyluyor:

“Yabancılar Türkiye’de imalat sanayiine yatırım yapar mı? Biz merak ediyoruz. Yabancılar neden Türkiye’de mağazacılık konusunda aktif? Neden gayrimenkul peşinde? Türk ekonomisinin bugün geldiği noktada, aşırı değerlenen YTL karşısında üretimin cazibesinin kalmadığı, yavaş artan kişi başı gelir ve bozulan gelir dağılımı nedeniyle mağazacılığın ve konut yatırımlarının nasıl öne çıktığı açıklıkla görülüyor.”

Simdi yazisinda yeralan ifadelerin bir analizini yapalim. Turk lirasinin asiri degerli olmasi demek ayni anda bir kac anlam birden ifade eder. Birincisi, Turkiye’de uretilen urunlerin rekabet gucu azdir anlamina gelir. Ikincisi, disarida uretilen urunlerin fiyati iceridekilere gore daha caziptir demektir. Kendisi de asiri degerli YTL’nin bu anlamlarini cok iyi kavramis zaten, ve bunun cari acigin yukselmesinin arkasindaki en onemli etkenlerden birisi oldugunu soyluyor. Dogru da soyluyor.

Ancaaaaak, Turk lirasinin asir degerli olmasi demek su anlamlara da geliyor. Nasil Turkiye’de uretilen urunler daha pahali oluyorsa Turkiye’deki varliklarin (hisse senedi, gayrimenkul, tahvil) fiyati da disaridakilere gore pahalidir. Ikincisi nasil disarida uretilen urunler ucuzsa disarida bulunan varliklar da (hisse senedi, gayrimenkul, tahvil) ucuzdur. O zaman yabancilarin Turkiye’de yatirim yapmalari gayet mantiksiz bir olaydir. Ayni sekilde Turklerin disarida yatirim yapmalari bizim acimizdan gayet iyi birseydir, cunku asiri degerli paramizi kullanarak yabancilarin varliklarini ucuz fiyata aliyoruz demektir. Gungor Uras yabancilarin pahali Turk varliklarini almasindan neden sikayetci anlayamiyorum, eger Turk lirasi asiri degerliyse adamlara resmen kazik atiyoruz demektir. Cunku “asiri degerli YTL” tezini savunanlar simdi uygulanan YTL’yi asiri degerli tutma politikasinin elimizde patlayacagini ve YTL’nin ani bir sekilde ciddi deger kayiplari yasayacagini ongoruyor. Ne guzel iste, o gun gelene kadar birakalim yabancilar bizim “pahali” sirketlerimizi, gayrimenkullerimizi alsinlar, ahiret gunu geldiginde biz onlarin elinden cok daha ucuza hepsini geri aliriz. Nasil fikir ama!!!

Ikinci elestirecegim nokta surasi. Gungor Uras asiri degerli YTL’nin kisi basina geliri yavas arttirdigini ve gelir dagilimini bozdugunu soyluyor. Yalan soyluyor. Kisi basina gelirimiz YTL cinsinden oldukca yuksek oranlarda artiyor. Bakin dolar cinsinden demiyorum YTL cinsinden diyorum. Oldukca yuksek oran demek YTL’nin asiri degerli olmadigi yillardaki reel artis oraninin en az 2 kati demektir. Turkiye Modova’ya 5 gol atmis, Gungor Uras cikmis diyor ki “asiri degerli YTL yuzunden Moldova’ya yeterince gol atamadik”.

Bozulan gelir dagilimina gelince, “Gelir dagilimi” baslikli yazimizda TUIK rakamlarini gundeme getirerek gelir dagiliminin bozulmadigini, aksine duzeldigini gostermistik. Bu yaptigimiz yorum degil, herkesin dogrulugunu kontrol edebilecegi rakamlarin ifadesidir. Skor tabelasi 5-0 diyorsa biz de “maci 5-0 kazandik” diyoruz. Ne yalan soyleyeyim, bu yazisini okuduktan sonra Gungor Uras’a saygi duymam cok zor; egitimine dayanarak soylediklerinin bilimsel olarak yanlis oldugunu bildigini dusunuyor ve yalan soyledigini soyluyorum. Bakin tartisilacak seyler vardir, tartisilmayacak seyler vardir. Milli takim iyi futbol oynamiyor, defansi zayif dese veya bunun tam tersini soylese benim diyebilecegim tek sey vardir: ya goruslerine katiliyorum derim ya da katilmiyorum derim. Ama cikip da 5-0 biten macin ardindan macin skoru 1-1′dir derse o zaman yalan soyluyorsun derim.

Gungor Uras’in buyume, borcluluk, gelir dagilimi gibi konularda gercekleri carpitmadigi bir yazisini gorurseniz bana haber verin, onu da gundeme getiririm.

04 Ocak 2010

Yazan: admin

Kategori: Ekonomi-Finans

Etiketler:

Paradan para nasıl kazanılmaz?

Gungor Uras bugunku “Otel Odasinda Bankacilik” baslikli yazisinda kayit disi bankacilik islemlerinin nasil yapildigini, is yapmadan, vergi vermeden paradan para kazanmanin yolunu anlatmis. Insanin agzinin suyu akiyor. Hikayeyi bir de resimle cok guzel ozetlemis (eline saglik Yilmaz Aslanturk). Once bunu bakin:

Ben ekonomi okudum, finans degil. Ah kafa ah! Bu islerde biraz teorik kalirim, paradan pek anlamam.

O yuzden bu hikayede anlamadigim bir kac sey oldu.

Birincisi, cebimdeki 700 bin dolari, %5 ile bankaya yatirip, %6 ile kredi olarak cekersem, zaten sahip oldugum para icin bir de uzerine net %1 faiz vermis olmaz miyim? Yani, aslinda bankadan %1 ile kredi aldigim falan yok; aslinda bu islem bankaya yapilan 7000 dolarlik bir odeme. 7000 dolar neyin fiyati, devletten vergi kacirmanin.

Ikincisi, “doviz ne de olsa bir sene artmaz” tahmini cok carpici. Bir yandan habire kriz cikacak, cari acik patladi, lira asiri degerlendi diyenler, neden acaba dolar cinsi faiz hesaplarken kimlik degistirip, “kriz falan cikmaz, lira hep degerli kalir” demeye baslarlar, benim aklim ermez.

Ama asil aklimin ermedigi nokta surasi.

Diyelim ki 100 liram var. Kolaylik olsun diye 1$=1TL kurunu esas alalim. Bu parayi amcamin tavsiyesine uyup dolara cevirdim, 100 dolari cantaya koydum, yabanci bir bankaci ile otel odasinda bulustuk, birer kadeh viski ictik, adama cantayi teslim ettim. Adam, benim icin %5 faiz veren bir hesap acti. Sonra %6 faiz ile 70 dolarlik bir kredi verdi. 70 dolari liraya cevirdim, 70 lira ile devlet tahvili aldim. Devlet tahvili bir sene sonra bana %21 faiz verdi, yani 14.7 lira. Tahvil yurt disindan alindigi icin devlete vergi mergi odemekten kurtuldum. Parayi dolara cevirdim, dolar kuru degismedigi icin 14.7 dolarim oldu. Bankaya kredinin faizini (4.2 dolar) odedim. Banka da mevduatima 5 dolar faiz verildi. Elimde net ne kadar para kaldi?

14.7 – 4.2 + 5 = 15.5 dolar.

Cok guzel. Boylece 100 dolar olan param 115.5 dolara cikti. Sen cok yasa Gungor Agbi!

Ahmet Bey (evet bizim Ahmet Bey), degisik bir yol izledi. En basta sahip oldugu 100 lirasini cebine koydu, otele motele ugramadan gitti dogrudan devlet tahvili aldi. Tahvil %21 faiz veriyor. Sene sonunda eline 21 lira faiz gecti. Devlet, aldigi faiz gelirinden %10 vergi kestigi icin (yani 2.1 lira), eline gecen net faiz ne oldu?

21 – 2.1 = 18.9 lira

100 lira da ana para, etti mi 118.9 lira? Bu parayi cebine koyan Ahmet Bey yolda doviz bufesine ugradi, parayi dolara cevirdi. Dolar kuru 1$=1TL seklinde ayni kalmisti ya, eline ne kadar dolar saydi bufeci? 118.9 dolar.

Simdi kim acaba daha akilli davrandi? Cebinde 115.5 dolar, karacigerinde 1 bardak viski olan ben mi, yoksa 118.9 dolar ile eve giden Ahmet Bey mi?

04 Ocak 2010

Yazan: admin

Kategori: Ekonomi-Finans

Etiketler:

Cari Açığın Finansı

Gungor Uras diyor ki:

Cari işlemler (döviz açığı) bu yıl 33 milyar doları aşacak. Bu açığı kapatmak için dışarıdan borçlanmaya mecburuz. Özel sektör borçlanmasa devlet borçlanacak. Özel sektörün ödediği faizi devlet ödeyecek. Özel sektörün üstlendiği kur riskini (devalüasyon riskini) devlet üstlenecek.” Gungor Uras, Milliyet, 25.12.2006

Diger bir degisle, ithalatcinin dis kredi ile finans edip (ticari kredi) yurt icinde sattigi otomobil ithalatinin parasini devlet mi disardan borclanip odeyecekti? Veya bankalarin disaridan borclanip iceride tuketiciye verdigi konut kredisini devlet mi borclanip verecekti? Ya da bir firmanin yatirim icin aldigi dis krediyi devlet mi dis borclanma ile saglayip firmaya verecekti? Kacinci yuzyilda yasiyoruz yahu?

Bir ulke, once cari acigi yaratip sonra onu nasil finans ederim diye dusunmez. Once finans kaynagi bulunur, sonra acik olusur. Mesela X isminde bir firma disaridan borclanir (veya bankadan kredi alir, banka ise krediyi disaridan bulur), ondan sonra gider mal veya hizmet ithal eder. Boylece finansmani onceden yapilmis bir ticaret acigi meydana gelir. Eger X firmasi disaridan borclanamaz ise (veya ona kredi verecek banka disaridan borclanamaz ise) o zaman mal/hizmet alimi gerceklesmez, acik macik da olmaz.

Hani “cari acik, finans edildigi muddetce sorun degildir” lafina kizariz, ama aslinda bu dogru bir laftir. Her cari acik finans edilmistir, finans edilmezse zaten cari acik da olusmaz.

Yazinin tamamini okursaniz aslinda Gungor Uras’in soyledigi bir cok dogru seyler de var. Peki o zaman neden boyle acayip laflar eklemis yaziya? Dogrusunu bilmedigini zannetmiyorum. Herhalde halk anlamaz dogrusunu diye boyle yapiyor. Bence yanlis yapiyor.

« Önceki yazılar